Çocuklarda Cilt ve Yumuşak Doku Enfeksiyonları

Deri, insanla çevresi arasında devamlı ilişkiyi sağlayan bir yapıdır. Sürekli dış ortamla temas halinde olduğumuz için, deri ve deri altı doku enfeksiyonları en sık karşılaşılan enfeksiyonlardandır. Bu nedenle cildin korunma mekanizmalarının bilinmesi çok önemlidir. Deri, “epidermis”, “dermis” ve “deri altı yağ dokusu” tabakalarından oluşur. Derinin en üst, yüzeyel katmanı epidermis olup damarsızdır; protein ve yağdan zengin bir bariyerdir; kendini sürekli yeniler. Vücudu koruyan bir kılıf gibidir. Çevresel hastalık etkenlerine karşı yarı geçirgen, etkili bir duvar-bariyer oluşturur ve bağışıklık sisteminin ilk basamağını teşkil eder. Epidermisin kalınlığı günlük kullanımdaki A4 formatındaki bir kağıt kadardır.
Epidermisin altındaki tabaka dermis tabakasıdır. Damarsal yapılar, lenfatik kanallar, lenfosil ve fagosit isimli hücreleri barındırır. Dermisteki “fibroblast” denilen hücreler, kolajen ve elastin sentezini sağlayıp derinin yenilenmesini, elastikiyetini, bütünlüğün korunmasını ve yara iyileşmesini sağlar. Ter bezleri, yağ bezleri ve kıl kökleri de dermistedir. Bu son oluşumlarda cildin normal florasını oluşturan mikroorganizmalarla hastalık yapabilen mikroplar yerleşebilir. Bu yerleşim özelliği nedeniyle derinin dışarıdaki yüzeyel bütünlüğü bozulmadan da alt tabakalarda enfeksiyon oluşabilir. Dermis tabakasının altında yağ dokusu vardır; bu hem destek dokusu hem de enerji dokusu olarak fonksiyon görür.
Cilt altı yağ dokusunun altında “yüzeyel fasia” denen bir tabaka daha vardır ve bütün damarsal ve sinirsel yapılar bu tabakadan geçmek zorundadır. Cildi oluşturan bütün bu tabakaların her birinde enfeksiyon oluşabilir, mikrop yerleşebilir ve bu mikropların yer aldığı cilt tabakası enfeksiyonlarında ortaya çıkan klinik belirtiler ve tedavi yaklaşımları farklılık gösterir.

Deri enfeksiyonlarının teşhisi
Deri enfeksiyonları, derinin veya cilt dokusunun bir veya daha fazla tabakasını etkileyebilir. Eğer enfeksiyon üstteki epidermis tabakasından daha derine inip dermisi etkilerse, dermiste bulunan damarsal yapılara ulaşım lenfatik kanallar yoluyla enfeksiyonun yayılımı oluşabilir. Derinin ikinci tabakası olan dermisle birlikte cilt altı yağ dokusu etkilenirse selülit denilen enfeksiyon tablosu oluşur. Bu tablo daha ciddi bir enfeksiyon tablosudur ve sistemik bulgular görülebilir. Kas dokusu da enfeksiyona iştirak ederse “miyosit” denilen enfeksiyon tablosu gelişir. Piyodermi, derinin bakteriyel enfeksiyonlarına denir.
Deri veya cilt enfeksiyonu oluştuğunda öncelikle bu enfeksiyonun direkt cilt enfeksiyonu olarak mı başladığı; yoksa vücuttaki başka bir enfeksiyonun etkisiyle ikincil olarak mı ortaya çıktığının araştırılması gerekir. Eğer enfeksiyon direkt olarak ciltten başlamışsa enfeksiyona neden olan mikrobun giriş kapısı bulunmalıdır. Eğer ciddi bir cilt enfeksiyonu varsa; bu durum tedaviye zor cevap veriyorsa veya sık tekrarlayan abseler mevcutsa hastanın bağışıklık sisteminin, immün fonksiyonlarında değerlendirilmesi gerekebilir. Deri enfeksiyonlarına eşlik eden belirtiler, bulgular, enfeksiyonun yeri ve yapısı, buna neden olan mikrobun –etkenin- tanımlanmasında yardımcı olabilir. Yakın zamanda, cilt enfeksiyonu olan başka bir hastayla temas da enfeksiyonun değerlendirilmesinde önemlidir.
Bir cilt enfeksiyonunda, başlangıç sağlıklı deriden olmuşsa genelde tek mikroorganizma sorumludur ve görünüm karakteristik, tipik bir görüntü oluşturur. Cilt enfeksiyonlarında önemsiz, ufak travmalar mikrobun deriye girip yerleşimini kolaylaştırabilir. Böcek ısırıkları, kaşınmadan sonra, enfeksiyon ajanının, yani mikrobun enfeksiyon başlatmasında uygun ortam yaratabilir.
Eğer bir cilt alanında daha önceden bir başka lezyon, yara, kesi, pişik tarzı sorunlar varsa, “atopik dermatit” veya diğer egzamatöz lezyonlar mevcutsa ikincil enfeksiyon gelişebilir. Cerrahi işlem bölgeleri, travmatik yaralar, yanıklar, böcek ısırıkları, cilt ülserleri de deri bütünlüğünü bozup ikincil enfeksiyonları kolaylaştırır. Bağışıklık sistemini baskılayan durumlarda, iyi tedavi edilmemiş şeker hastalarında mikrop ciltten kolayca girip enfeksiyonu başlatabilir. Bu gibi durumlarda dikkatli bir cilt bakımı ve enfeksiyonların erken döneminde teşhis ve uygun tedavi hayati önem taşır.

Deride oluşabilecek enfeksiyonlar
Erizipel denilen cilt enfeksiyonu önemli olup genellikle yüzde görülür. Hızlı ilerleyen kızarma, ciltten kabarıklık, merkezi temiz olan bir alan görülür. Bu erizipel lezyonu hemen daima streptokoklar; özellikle de A grubu streptokoklarla oluşur.
Bazen deride kırmızı bir çizgi şeklinde ilerleyen, “akut asendan lenfajit” denen özel görünümlü deri enfeksiyonu olabilir. Bunun etkeni de hemen daima streptococcus pyogenez denen mikroptur.
“İmpetigo” denen cilt enfeksiyonları bal rengi kabuklarla karakterizedir, genellikle çocuklarda olur; epidermis denen üst cilt tabakasının zedelenmeye uğrayan bölgelerinde görülür. Cilt lezyonları her zaman lokal olmayıp sistemik enfeksiyonların bir bulgusu olabilir. Sistemik hastalıkların cilt görüntüsü her zaman mikroba işaret etmez. Aşırı duyarlılık, alerjik veya damar duvarı iltihabı veya damar reaksiyonu şeklinde olabilir.
Enfeksiyöz olmayan cilt bulguları içinde cilt altında nodüllerle belirlenen duruma eritema nodosum denir. Eğer ciltte dantele benzer kırmızı lekeler oluşmuşsa “eritema multiforme” denen durumdan bahsedilir. Bu görüntülerde bağ dokusu hastalıkları, romatizmal grup öncelikle akılda tutulmalıdır. Aşırı reaksiyon, doku kayıplarına yol açan “nekrotizan vaskülit” denen tablo, “Osler nodülleri”, “Janeway” lezyonları gibi tıbbi deyimlerin kullanıldığı özel tablolarda doktorun yönlendirmesi ve değerlendirmesine göre ileri tetkikler yapılmalıdır. Ağır sepsis durumlarında, yani mikrobun kana karıştığı durumlarda yaygın damar içi pıhtılaşmasının işaretleri ciltte kanamalar ve mor lekelerle kendini gösterebilir.
Özel bir menenjit tipi olan menin gokoksanide kırmızı –mor, topluiğne başı gibi veya yıldız gibi döküntüler bazen gangrene giden ağır tablolar oluşabilir. Stafilokok mikrobu kana karışıp ciltte apseler oluşabilir. Bazı parazitler de özel cilt görünümüne yol açar.
Erken bebeklik döneminde, şiddetli ağlamalar sonucu cildin en ince olduğu göz çevresinde, dudak çevresinde ince, kırmızı, topluiğne başı gibi görüntü olabilir, bebeğe zararsızdır. Genelde kendiliğinden geçer. Yine küçük bebeklerde kundak dermatiti denen pişikler de sık görülmektedir. Uygun temizlik, bebeğin altının iyi ve sık temizlenmesi; alt bezinin sık değiştirilmesi önerilir; ayrıca koruyucu pişik kremleri kullanılır.
Yenidoğan bebeklerde, genellikle yanaklarda “yenidoğan aknesi” denen, genelde özel tedaviyi gerektirmeyen, fizyolojik kabul edilen görünüm aileleri korkutmamalıdır. Zaman içinde bu durum kendiliğinden düzelir. Çok artış olursa, bu durumun hızlı düzelmesini sağlayan özel bazı solüsyon veya kremler kullanılabilir.
Bağışıklık sistemi iyi çalışırsa, cilt enfeksiyonlarının çoğu kendiliğinden düzelebilir. Ancak hızlı bir yayılma varsa veya enfeksiyona ateş ve titreme eşlik ediyorsa erken tedavi gerekir. Böyle bir durumda hastalığa yol açan mikrobun tespiti, antibiyotik tedavisi başlamadan önce uygun mikrobiyolojik kültür çalışmalarıyla yapılmalıdır. Kedi-köpek ısırmalarından sonra şiddetli enfeksiyon, “selülit” tablosu gelişebilir. Bu tarz ısırıklarda hemen sabunlu suyla ısırık bölgesinin yıkanması önemlidir.

Etiketler:

Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz