Genetiği İle Oynanmış Besinler

Genetiği ile oynanmış besinler, genetik modifikasyon teknolojileri kullanılarak, başka bir canlı türüne ait genin aktarılması ile DNA’sının belli bir bölümünde istenilen değişiklik yapılmış olan besinlerdir. 2004 yılı itibariyle 17 ülkede genetiği değiştirilmiş bitki ekimi yapılmaktadır. Bu alanların %66’sı Amerika Birleşik Devletleri’nde, %23’ü Arjantin’dedir. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin %62’sini soya, %21’ini mısır, ’sini pamuk, %5’ini kanola oluşturmaktadır.

Genetiği ile oynanmış besinler:

  • Soya, mısır gibi genetiği ile oynanmış besinler
  • Genetiği ile oynanmış besinlerden elde edilen bileşenler (soya yağı, soya proteini, domates salçası, mısırdan elde edilen nişasta)
  • Genetik modifikasyonla elde edilmiş katkı maddesi veya vitamin veya esansiyel aminoasit içeren besinler
  • Genetik modifikasyonla elde edilmiş enzim (kimosin) ile üretilmiş besinler

Biyoteknolojik metodlarla genetiği değiştirilmiş besinler, bilimsel, etik, politik, sosyal ve ekonomik tartışmalara neden olmaktadır. Bir yandan etik olarak “Tanrı’nın işine karışma”, doğallığı bozma, çevre ve insan sağlığına müdahale olarak değerlendirilirken, diğer yandan besin güvenliğinin sağlanması, toplum sağlığının korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi için önemli bir fırsat olarak görülmektedir.

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ BESİNLERİN YARARLARI

  1. Raf ömrünün uzaması: Meyve ve sebzelerde, pektini parçalayarak yumuşamaya neden olan enzimin sentezinden sorumlu genin modifikasyonuyla, sebze ve meyvelerin olgunlaşması, yumuşaması ve çürümesi geciktirilerek raf ömrü uzatılmaktadır. Özellikle domateslere uygulanan bu yöntemle çilek, ahududu, ananas gibi meyvelerin daha uzun süre çürümeden kalması mümkün olmaktadır.
  2. Tarım ilacı kullanımının azalması: Artan dünya nüfusu için daha fazla besin gerekmektedir. Bu amaçla kullanılan tarım ilacı kullanımı artmakta, bu da önemli derecede çevre ve besin kirliliği oluşturmaktadır. Genetiği değiştirilmiş mısır ve pamuk üretimi nedeniyle tarım ilacı kullanımı önemli ölçüde azalmaktadır. Bu azalma sağlığı korurken ürün maliyetini de düşürmektedir.
  3. Sıcağa ve kuraklığa dayanıklı ürün yetiştirme: Kuraklığa dirençli bitkiler su kullanımını azaltırlar.
  4. Düşük maliyet
  5. Besin değerinin geliştirilmesi

a)      Kalp damar hastalıkları riskini, yağ asiti bileşimini değiştirerek azaltma. Doymuş yağ asiti ve trans yağ asiti miktarını azaltıp, doymamış yağ asiti miktarını artırmak mümkündür.

b)     Protein miktarını yükseltme. Hayvan yemlerindeki esansiyel aminoasit içeriği artırılarak protein kalitesi yükseltilebilir.

c)      Nişasta oranını yükseltme. Patatesin kızartma sırasında daha az yağ çekmesi, pişme süresinin kısalması ve maliyetin azalması sağlanabilmektedir.

d)     Fenilalanin içermeyen buğday yetiştirme. Fenilketonüri isimli metabolik hastalığı olanların diyeti için önemlidir.

e)      Vitamin ve mineral miktarını yükseltme.

  1. Besinin tadının, renginin ve yapısının daha iyi hale getirilmesi.
  2. Daha etkin işleme işlemleri.
  3. Besin güvenliği ve kalite kontrolünde daha duyarlı teknikler.
  4. Enzim elde etme: En fazla peynir yapımında kullanılmaktadır.

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ BESİNLERİN RİSKLERİ

  1. Alerjik etki: Alerjik gen transferi ya da intrensek genlerin yapısının etkilenmesi sonucu alerjik etki görülebilir. Ancak bu besinler üzerinde çok detaylı alerji testleri yapılarak alerjik potansiyel denetlenmektedir. Bugüne kadar alerjenik genetiği değiştirilmiş hiçbir besinin pazarlanmadığı belirtilmektedir.
  2. Antibiyotiklere direnç: Genetiği değiştirilmiş besinlerden vücut hücrelerine ya da  sindirim sistemindeki bakterilere gen transferi konusunda endişeler vardır. Buna karşı savunmalar da vardır. Bitki köklerinden toprak bakterilerine veya sindirim sisteminden bağırsak bakterilerine yatay bitkisel DNA geçişi, doğal engeller nedeniyle mümkün görünmemektedir. Genetiği değiştirilmiş organizmalardaki antibiyotik dirençli özelliklerin çok nadiren sindirim sistemine geçtikleri ve insan sağlığı açısından risk oluşturabileceği savunulmaktadır.
  3. Toksik etki:  Genetiği değiştirilmiş besinlerin geleneksel besinlerden daha toksik ve kanserojen olup olmadığı sorusuna kesin yanıt araştırılmaktadır. Bu nedenle konu çok önemsenmekte ve genetiği değiştirilmiş besinler pazarlanmadan önce çok detaylı bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Eldeki veriler, bu besinlerin güçlü ve kolay gözlenebilen etkilerinin olmadığı şeklindedir. Ancak bunlar uzun süreli etkilerinin olmayacağı anlamına gelmez ve risk değerlendirmelerinin uzun süreli devam etmesi gerekmektedir. Bunun için de genetiği değiştirilmiş besin, eşdeğeri besin ile detaylı kıyaslanmalı, bu ürünlerin diyetteki önemi ve günlük tüketim düzeyi de göz önüne alınarak güvenliği ile ilgili karar verilmelidir. Genetiği değiştirilmiş besinlerin risk değerlendirmelerinde bu değişikliğin fonksiyonel sonuçları, çevre etkisi, bileşimleri ve besin değeri, diyetin değişme potansiyeli, toksik ve alerjik etkiler, uzun dönemde besin değerinde oluşabilecek değişiklikler, genetik değişim sonrası istenen ve istenmeyen etkiler göz önünde tutulmalıdır.

Tüm dünyada ve ülkemizde tüketicilerin, genetiği ile oynanmış besinler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı görülmektedir. Yapılan çalışmalar, tüketicilerin bu konuda bilgilenmek istediklerini göstermektedir. Tüketicinin satın alacağı besinin genetiği ile oynanmış olup olmadığını bilme ve buna göre seçimi kendi yapma hakkı vardır. Besin etiketi tüketiciyi bilgilendirici olmalıdır.

Ülkemizde ticari boyutta transjenik bitki tarımı yapılmamakta ancak birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi mısır, pamuk, patates gibi bazı besinlerde alan deneme çalışmaları kontrollü olarak yürütülmektedir.

Sonuç olarak, genetiği ile oynanmış besinlerin daha toksik olduğu konusuna ilişkin veri yoktur. Bu besinlerden gen transferi olasılığı çok düşüktür. Ancak uzun süreli etkiler bilinmemektedir. İnsan ve çevre güvenliği öncelikli olarak düşünülmelidir. Yasal düzenlemelerle, tüketici muhtemel sağlık risklerine karşı korunmalıdır. Bu besinlerin güvenliği tek tek ürün bazında değerlendirilmelidir. Çok yararlı olabilecek bu teknoloji yeterli ve güvenilir bilimsel verilere göre değerlendirilmeli, bilimsel araştırma sonuçlarına güvenilmeli ancak potansiyel tehlikeler yok sayılmamalıdır.

 

Etiketler:

Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz